Ahmet BARAN-Mersin Devlet Kl. Türk Müziği Korosu kanun sanatçısı

www.safalargetirdiniz.com olarak başlatmış olduğumuz Gönül Sazı projemizin ilk sanatçısı Ahmet Baran.Kendisine sayfamız olarak çok teşekkür ediyoruz

-Ahmet Baran kimdir?

Ankaralı.

Müziğe çocuk yaşta TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosu ile başladı.

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda yüksek lisans yaptı.

Henüz 18 yaşında iken Senfoni Orkestraları ile çalışmaya başladı. “Senfoni Orkestralarının En Genç Solist Kanunisi” oldu.

Kanun icrasına Türk Müziği Tarihinde kendi adı ile anılacak yeni bir teknik kazandırdı.

Altı kıtada bini aşkın konser verdi.

İngiltere Kraliçesi’nden Rusya Devlet Başkanı’na Papa’dan Norveç Kralı’na kadar elli beş devlet adamı onuruna Türk Musikisini tanıtıcı dinletiler sundu.

Caz müziğe ve doğaçlamaya olan tutkusu dünya çapında starlarla aynı sahneyi paylaşmasını ve albümler kaydetmesini sağladı.

Geleneksel melodi zenginliğini teknik ve çok sesli tınılarla birleştirdiği saz eserleri, sahne sanatları müzikleri, dizi ve reklam müzikleri,  bilgisayar oyunu müzikleri ve kısa metraj film müzikleri bulunuyor.

İki Kelime adlı enstrümantal bir albümü var.

Sanatçının Kanun yapım ustaları tarafından kendi imzasını taşıyan özel enstrüman serileri üretiliyor. Bu enstrümanlar tüm dünyada satışta.

Ahmet Baran’a  ilk seslendirilişlerini kendisinin gerçekleştirdiği, iki ayrı kanun konçertosu ithaf edilmiştir.

Doğunun dinamik ve kozmopolit ruhunu alanında özel yeteneklere sahip virtüözlerle sahneye taşıdığı “Dünyanın Yerel Müziği”, Kanun’u Kahon’la buluşturan “Qan-Qa” sanatçının imza attığı ilgi çekici diğer projeleridir.

Dünyanın seçkin Akademik kurumlarda Master Class programları düzenleyerek farklı ülkelerdeki yüzlerce kanun öğrencisi ile bilgi ve birikimlerini paylaşmakta , bir çok amatör koronun şefliğini yürütmektedir.

Sanatçının çok yakında çıkacak olan albümü Kanun Namına kendi bulduğu icra tekniğinin müzikseverler ile ilk kez buluşmasını sağlaması açısından merakla beklenmektedir.

 

 

 

– TRT Ankara radyosu Çocuk korosunda başlayıp    mersine uzanan musiki yolculuğu bir çok önemli projede özellikle  türkiyenin Serfoni Orkestrılarında en genç kanunisi ünvanını kazanabilmek nasıl bir duygu?

Ben asla tesadüfe inananlardan olmadım. Tüm başıma gelenlerin bir yerlerde planlandığını çok kez düşünmüşümdür. Her kes için şans kapıyı çalar ama siz yeterli donanıma ve alt yapıya sahip değilseniz ikinci şansı elde edemezsiniz. Küçük bir anektod paylaşmak istiyorum. Klasik Batı müziğinin önemli isimlerinden merhum Hikmet Şimşek’in vefatının birinci yılı nedeniyle Şef Rengim Gökmen yönetiminde senfonik bir anma konseri düzenlenmişti. Bir parçada da solo kanun partisi varmış ve çalacak kişi bazı zorlukları gerekçe göstererek kaçmış   ve henüz altı aylık icracılık deneyimine sahip olan Ahmet Baran’a ulaşılıp bir prova şansının olduğu ve programın ulusal kanaldan canlı yayınlanacağı bilgileri verilmiş. Tüm cesaretimi toplayıp evet dediğimde kendimi yüzme öğrenmesi için denize atılmış altı aylık bebek gibi hissetmiştim sonrasında başarılı bir konser oldu ve her kapı bir diğerini araladı.

Bende elimden gelen tüm gayreti gerek sazımla gerek sözümle gösterdiğime inanıyorum; Günde yirmi saatleri bulan bir çalışma tempom vardı annemin çok kez kanunun üzerinden uyandırıp yerime yatmama yardımcı olduğunu hatırlarım. Profesyonel hayatın sorumlulukları gün geçtikçe bu sürenin azalmasına sebep oldu. Öğreticiliğin de hayatıma girmesiyle birlikte artık egzersiz yapmak sadece notalara ruh vermeye çalışmaktan ibaret. Son zamanlarda hayallerimde ve rüyalarımda çalışıyorum. Uyandığımda rüyamda çalıştığım tekniği sazımın üstünde uygulayabilmek yeni kazandığım bir alışkanlık; Bu yoğun tempoda kendimi yenilemek adına bana umut vadediyor. Ama eskisi gibi egzersiz yapmayı çok özlüyorum. Bu, benim hayatta en iyi yapabildiğim şey.

 

 

-Sanat adına proje üretmek ve projelerde yer almak nasıl bir duygu?

Söylemek istediklerimi kelimelere dökebilseydim, taksim ya da beste  yaparak anlatmaya çalışmazdım. Üretmek ve insanların gönlüne dokunabilmek tarifi olmayan çok özel duygular. Tutkun olduğum işi yaparak hayatımı kazanma lüksüne sahibim. Seyahatler, provalar ve hazırlıklar bu işin bir parçası bu nedenle asla şikayetçi değilim ama havaalanlarında ve otellerde yaşamaya alışmak biraz zaman alıyor.  Karşılığında çok büyük paralar kazanmıyorsunuz belki ama her konser sonrası biriktirdiğiniz kalpler hiç ummadığınız anlarda büyük bir motivasyon kaynağı olarak size geri dönüyor; İşte o zaman daha güçlü devam edebiliyorsunuz.

 

-Kabına sığmayan müzik adamı olmak Türk müziğinin yanı sıra bir çok müzik türü ile karşımıza çıktınız.Kendine özgü çalım icralarınızdan ve konserlerinizde  musiki severlere yansıtmış olduğunuz etkilerden bize bahsedermisiniz?

 

Kanun çalarken başka hiçbir şey düşünmüyorum, sadece müziği hissediyorum. Çalışırken de günlük hayatın tüm ayrıntılarından koparım, telefon, sorunlar, diğer meraklar… Çünkü bu benim için bir tür meditasyon, kendimi huzur içinde bulduğum ayrı bir gezegene taşınıyorum.

Uzun uğraşlar sonucu kısa süreliğine de olsa onu her istediğinizi yapmaya ikna etmek tarifi olmayan bir duygu.

Bir sazendenin enstrümanının dinamiklerini keşfedip, onunla diyaloğu iyi kurması oldukça önemlidir. Lisanların birbirini tutması için sazendenin, sazını sevgi ile kucaklaması, aşk ile ona dokunması gerekir. İşte böyle bir gönül bağı kurulduğu anda saz, sazendeye kendisini teslim eder. O, arada hırs olmayan katıksız bir ruh, samimi bir diyalog ister. Bu diyaloğa dinleyiciyi de ortak ettiğiniz an sohbet koyulaşır ve bu evrenin lisanıyla anlatamadığınız ne varsa gün yüzüne çıkar. Bu sebeple kendi konserlerimi interaktif bir formatta hazırlıyorum. Müziği sahne üzerinde yaşayıp duygularınıza insanları ortak etmek inanılmaz bir his.

 

 

 

-Kanun ile caz müziği yapmak ve doğaçlama ile renk katma fikri nereden geldi?

Ben bir Türk müziği icracısıyım ve hep öyle kalacağım. Emprovizeye tutkuluyum ama asla bir caz müzisyeni olmaya kalkışmıyorum.Cazdaki doğaçlama becerilerinin kendi müziğimi yorumlarken bana zenginlik kattığını düşünüyorum. Kariyerimi farklı türlerden müzisyenlerle bir araya gelerek müziğimize daha modern bir bakış getirmek için tüketmeye gönüllüyüm. Ancak Türk Müziğini başka türlerle birleştirebilmek için öncelikle bu müziğe çok hakim olmak gerekiyor. Türk Müziği tek seslilik içinde çok renklilik ihtiva eden bir müziktir. Onun bu renkliliği makamsal yapısından kaynaklanır ve bu makamlar size tek bir lezzet sunmazlar. Bir makam içinde, o makamı oluşturan birçok çeşni vardır. İşte bu zengin titreşimler nedeniyle monotonluktan çok uzakta olan Türk müziğinin insan ruhunda dinamikliğini her zaman koruyacağına inanıyorum. Yetkin Türk bestecilerinin zevkiyle bu zenginliğin çok seslendirildiğini düşünecek olursak dünyadaki bir çok müzik dinleyicisinin beğenisini kazanmamız mümkün..

 

Sanırım New Age ve Jaz formuyla benzerlikleri var mıdır?, Sentezler yaparken kullandığınız kilit noktalardan bahsedermisiniz?

Müzik hepimizi birleştiren koskocaman bir enerjidir. Tüm alemi kapsayan tüm insanlara ait bir bütündür. Yer, zaman ve dil ötesi bir kavramdır. Hatta duygulardan bile ileri bir kavramdır. Biz de o büyük müziğin küçücük bir parçasıyız. Koca alemin içinde zerreler gibiyiz. Tüm tarzları irdelediğinizde müziği müzik yapan şey temelde aynıdır. Bu senfonik bir eser için de geçerli, halk müziği için de, bir blues parçası için de. Müzik ayrımı yapmıyorum pek. Hal böyle olunca benzerlikleri yakalamak kolaylaşıyor.

Örneğin caz, dünyayı kuşatan bir tarz. Ana unsuru da doğaçlama dediğimiz kompozisyonlar. Bu kompozisyonlar da müzikte belirli kalıpların dışında o anda gönlünüzden geçen neyse onu yapıyor olmakla ortaya çıkıyor. Ama dünyayı saran bu tarz, yüzyıllar öncesinde Türk müziğinde zaten vardı. Mesela, Türk müziğinde, enstrümantal caz formunun adı ‘Taksim’dir. Yine Gazel, Kaside gibi müziklerimiz de caz formundadır. Ama biz müziğimizi tanıtma ve yaşatma noktasında farklı adımlar atmış olduğumuz için bunlar pek bilinmiyor. Müzik bir bütündür. Onun ilerisi gerisi yoktur. Müzik binlerce sene önceki haliyle de ileri idi. Gerçek müzik bazen bir çobanın kavalıyla çaldığı motiftir, bazen Stravinski’nin yazdığı bir duygu olur. Her ikisi de önemlidir. Müzik bir plazmadır. Müzik tüm insanlara ait, tüm alemi kapsayan bir bü­tündür. Biz o alemin içinde zerreler gibiyiz. Müzik ise hepimizi birleştiren koskocaman bir enerjidir. Yer, zaman ve dil ötesi bir kavramdır. Hatta duygulardan bile ileri bir kavramdır. Biz de o büyük müziğin küçücük bir parçasıyız.

 

 

 

Bu zamana kadar elliyi aşkın Cumhurbaşkanı, Kral, Kraliçe  onuruna konserler verdiniz. Nasıl bir duygu biraz bahseder misiniz ?

T.C. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer zamanından beri ülkemizi ziyaret eden devlet adamları onuruna konserler vermek üzere Cumhurbaşkanlığı Köşküne davet edildim. Üst düzey bürokratların bir çoğundan daha fazla Cumhurbaşkanı, Kral, Kraliçe gördüm diyebilirim   Aaralarında besteci olanlar, müziğe özel ilgisi olup, kendi ülkelerine davet edenler oldu. Benim için onur kaynağı ve çok önemli bir tecrübe oldu. Her kültüre sazımla nesıl hitab etmem gerektiği konusunda en üst seviyede ip uçları Verdi. Enstrumanıyla kitlelere ulaşmayı hayal eden bir sazende için de oldukça önemli bir statistik olduğunu düşünüyorum

 

Biraz bestecilik yönünüze değinmek istiyorum. Kulaklarımızın aşina olduğu birçok dizi belgesel, reklam, tiyatro hatta bilgisayar oyunu müziklerinde emeğiniz var. Yaratıcılığınızı neye borçlusunuz ?

 

Buna bestecilik yerine kendi kişisel merakımın ve arayışlarımın yansımaları diyebiliriz. Açıkçası müzik yaratmak diye bir kavramın olmadığını düşünüyorum. Biz müziği yaratamayız. Müzik vardır ve bizler sadece müziği keşfedebiliriz. Müzik duyum aralığımız içerisinde bir enerji biçimidir. Yok olmaz, sadece dönüşür. Biz onun içerisinden duyar ve seçeriz. Duyduğumuzda bize ilham geldi sanırız. Seçtiklerimizi yan yana getirir ve organize ederiz. Bizler sadece birer aracıyız. Bu demek değil ki yazmaya çalışmaktan vazgeçeceğim. Müzikte teknikle, yoğunluğu bir araya getirecek yöntemler arıyorum.. Yazmaya çalıştığım her neyse duygusal yelpazesini çok geniş hayal ediyorum; İnsanları coşkulandırmasını, yalnız hissettirmesini, ağlatabilmesini istiyorum. Derin duyguları, tutkuyu yansıtırken, teknik yetkinliği de içermesini arzuluyorum. Ayrıca geniş kitlelere ulaşabilecek tarzda eserler olmalı.. Bu arayış beni kendi bestelerime yöneltiyor ama anlaşılacağı üzre durum oldukça umutsuz. Muz yiyim ama çilek tadı gelsin kafasıyla bu kadar oluyor…

 

Bence bu konuda fazla mütevazisiniz   Bestelerinizi  yaparken tercih ettiğiniz bir mekan var mı ?

Yazmaya niyetlendiğinizde etraf tamamen sessiz olmalı; Bunun için geceler biçilmiş kaftan. Gündüzleri dikkat dağıtan unsurlar, tam esin perisi gelmişken bir anda konsantrasyonunuz yok olmasına neden oluyor. Eğer gerçekten derinlere inmek, daha önce varmadığın noktalara ulaşmak istiyorsanız izole ortamda çalışmak gerekiyor. İç dünyanızı böyle keşfedebilirsiniz ancak. Şairin de dediği gibi en derin hisler gece gelir…

 

Sazınızın sınırlarını tekrar belirlediğiniz farklı bir tekniğiniz var. Dinleyicilerinize aynı anda birden fazla enstrumanın zenginliğini sunmayı nasıl başarıyorsunuz ?

Çok fazla müzik dinliyorum ve farklı enstrumanların çalım tekniklerine ilgi duyuyorum. Mevcut tekniğimin hayalimdeki müziği çalmaya el vermediği anlarda çözüm üretmek için farklı varyasyonlar deneyip uzun çalışma süreçlerinin ardından dinleyicilerimle paylaşıyorum. icra esnasında sağ elinize, sol elinizin kimi zaman perküsyon kimi zaman piyano gibi eşlik ettiği, mızrabın suni tonundan uzakta, samimi dokunuşların icraya yansıdığı, beyinin iki lobunu da kullanmayı öngören ve  Kanunilere birden çok enstrümanın ses zenginliğini kazandıran bir bakış açısı geliştirme gayretindeyim ve bu tekniğin ilk albümü olan “Kanun Namına”yı  çok yakında dinleyicilerimle buluşturacak olmanın heyecanını yaşıyorum.

 

“Kanun Namına” neler söylemek istersiniz ?

 

Kanun sazından duymaya alışık olmadığınız, Metalica’dan Chopin’e Michel Camilo’dan Özgecan’a uzanan geniş yelpazesiyle bu alanda fark yaratacak bir album olduğuna inanıyorum. Duyunca herkesin geçmişte bir an’a, duyguya, yere, hatta biri’ne gidiverdiği parçaların yanı sıra kendi bestelerimin de yer aldığı ve ülkemizin yetiştirdiği virtüöz dostlarımın icralarıyla renk kattığı keyifli bir çalışma oldu. Kanun Namına herkesi dinlemeye davet ediyorum

Kanun namına adlı projenizde çok değerli sazendeler bu albüme eşlik ettiler .Hangi değerli sazendeler ile çalışma imkanınız oldu?

Her biri alanında zirveyi yakalamış değerli dostlarım bu çalışmaya anlam kazandırdılar. Klarinet Serkan Çağrı, Solo Kemanlar Erkin Onay ve Turay Dinleyen ve Bilken Üni Yaylı çalgılar orkestrası, Bas gitar Nurhat Şensesli, Piyano Burç Şensesli, Ney Bilgin Canaz, Fagot Eray İnal, Perküsyon Burak Çakır ve Soner Özer. İnsanın dostlarıyla müzik yapması ayrıcalık bu hissiyatı yaşatan tüm dostlara selam olsun…

Ülkemizin kanun icracıları ve yapımcıları açısından oldukça zengin olduğunu her fırsatta vurguluyorsunuz. Peki Mersin’de yaşamanıza rağmen bir çok üst düzey projede yer almanızın sırrı nedir ?

 

Aslında bu soruyu birlikte çalıştığım müzisyenlere sormak gerekiyor. Kara kaşım, kara gözüm için uçak biletlerimi gönderdiklerini sanmıyorum   Öncelikle kendimi şanslı hissettiğim bir kaç konuyu belirtmeliyim. Türk Musıki Sanatının ve kanun sazının değerli isimlerinin direk ya da dolaylı olarak öğrencisi oldum ve o geleneklerden beslenmeye devam ediyorum. Yine çok şanslıyım ki her sene yürütme kurulu üyeliğini üstlendiğim Uluslararası Kanun Festivali ve Sempozyumunda örnek aldığım birçok virtüözle aynı havayı soluyor, ortak projelerde bulunuyorum. Birkez daha gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Kanun sazının en iyi icracıları ve lütiyeleri ülkemizde bulunuyor. Yaptığım işlerde yaşanılan zamanın heyecanı ve yeniliklerini göz ardı etmeden teknolojinin sunduğu tüm imkanları kullanarak sazımla, sözümle, tarzımla günceli yakalama gayretindeyim. Sazımdan sound olarak nasıl sıcak ve zengin bir geri dönüş almak istiyorsam insan ilişkilerimi de aynı sıcaklıkta tutmak için özen gösteriyorum. Müzik benim için çok önemli bir konu, ama hayatımda müzikten daha önemli olan değerler de var. Dürüst olmak, ahlaklı olmak, paylaşımcı olmak, tabiatı korumak, ve sevmek gibi… Bu işin insani boyutu. Müzisyen gözüyle bakacak olursak; Enstrüman benim için sadece kendimi anlatmaya, tanımlamaya çalışırken yardım aldığım bir araç  değil. İbadetimin bir parçası. Ben nota ile müzik çalmıyorum. Müziği dinleyerek, düşünerek, anlayarak, belli ölçülerde kabullenerek çalmaya çalışırım. Notaya müracaat ederim ama sonra terk ederim. Bu yüzden de bir çaldığım bir çaldığıma benzemiyor. Benzetmek için de uğraşmıyorum. Belki bunun için Türkiye’nin en iyi müzisyenleriyle çalışma lüksüne sahibim.

Bakış açınız, tarzınız ve etkileyici paylaşımlarınızla sosyal medya fenomenleri arasında yer alıyorsunuz. Bu durum gençlerin kanun sazına ilgisini nasıl etkiliyor ?

Yaptığım işlerde yaşanılan zamanın heyecanı ve yeniliklerini göz ardı etmeden teknolojinin sunduğu tüm imkanları kullanarak sazımla, sözümle, tarzımla günceli yakalama gayretindeyim. Sazımdan sound olarak nasıl sıcak ve zengin bir geri dönüş almak istiyorsam insan ilişkilerimi de aynı sıcaklıkta tutmak için özen gösteriyorum. Müzik benim için çok önemli bir konu, ama hayatımda müzikten daha önemli olan değerler de var. Dürüst olmak, ahlaklı olmak, paylaşımcı olmak, tabiatı korumak, ve sevmek gibi… Bu işin insani boyutu. Müzisyen gözüyle bakacak olursak; Enstrüman benim için sadece kendimi anlatmaya, tanımlamaya çalışırken yardım aldığım bir araç  değil. İbadetimin bir parçası. Bu tutkuya genç kardeşlerimi ortak edebilirsem musıki geleneğimizin sonsuza kadar yaşayacağına inanıyorum.

Bu anlamda hiç bir mesajı cevapsız bırakmıyorum. Tüm bilgimi klişeden uzak, samimi bir dille onlarla paylaşıyorum. Eğer samimiyseniz bir süre sonra insanların kalbine dokunmanız kolaylaşıyor. Kısaca; “Işığı önüne al ve yürü. Gölgen arkandan ister gelsin ister gelmesin”

 

Kolombiyadan, Avustralya’ya, Çin’den Dominik Cumhuriyeti’ne dünyanın hemen her yerinde konserler veriyorsunuz Mersin’de yaşayarak bu trafiği nasıl yönetiyorsunuz ?

Öncelikle samimiyetle dile getirmeliyim ki Mersin’i çok seviyorum. Akdeniz insanının sıcaklığı, şehrin pratikliği,yemeklerin lezizliği, doğanın güzelliği, bana ilham veriyor. Bir Ankaralı’nın denize olan özlemini gidermesi için muazzam bir coğrafya. Bilindiği üzere Devlet Korosunda sanatçıyım. Asli görevimin yanı sıra bu bölgeye ve ülkeme hizmet adına var gücümle çalışıyorum. Küçük şehirlerde yaşayan sanatçının en büyük zorluğu motivasyon ve ilgisizliktir. Bunu burada aştığımı düşünüyorum. Bilgi ve birikimlerimi paylaştığım öğrencilerim, şefliğini üstlenerek izleyici rekorları kırdığım amatör korolarım var. Bu sayede ses getirecek bir çok projeye imza atabiliyoruz. Tüm savaşım klişe ile. “Burası küçük yer, burada olmaz” duymak istediğim en son cümle. Ben yeryüzünden daha çok hayallerimin içinde yaşayan bir adamım ve her koşulda elimden gelenin en iyisini yapmak için gayret ediyorum. Karşılığını aldıkça da motivasyonunuz hep diri kalıyor. Önümüzdeki dönemde Mersin’e büyük bir sanat akademisi açmayı planlıyorum. En büyük isteğim genç nesillere hazine değerindeki musıkimizi ve kültürümüzü miras bırakabilmek.

Müzik yapmadığınız zamanlar ne yaparsınız ?

Müzik dinlerim   Spor yaparım.

Ne tür müzikler dinliyorsunuz ?

Klasik müzik dinliyorum, çok boyutlu, katmanlı, farklı bölümleri olan eserler bunlar. Caz önemli tabii, caz dinliyorum. Takip etmeye çalışıyorum. Aslında emprovize çalışmalarla ilgileniyorum desek daha doğru olacak.

 

Müzik dışındaki en büyük hayaliniz ?

Başka bir gezegeni ziyaret etmek

Yıllar içerisinde müziğinizde ne gibi gelişmeler oldu?

Daha iyi duyuyorum. Müzikte çok yetenekli de olsanız dinlemek zor iştir. Bazen enstrümanınıza fazlasıyla konsantre olurken, çaldığınız esere yeterince yoğunlaşamazsınız. Bu yüzden diyebilirim ki, seneler geçip yaş aldıkça çaldığım müziğe kendimi verebilme kabiliyetim arttı. Bu da benim müzikal olarak gelişme yolum!  Varmak istediğim yer ise gelecek nesillere musıki hazinemizi en güncel haliyle sunup, benimsemelerini sağlamak.