Müzik ve nörolojik sistemin evreni

Henüz anne karnından başlayarak tüm hayatımız çevremizi saran ritim ve titreşim dünyası ile içiçnde geçer. Bu titreşim dünyası zamanla veya bilinçsizce sesleri ayırt edecek bir algı taşır.  Uzmanlar müziğin ritmi ile beyin dalgalarının ritim haritasının benzerliği üzerine çeşitli araştırmalar yapmışlar ve bu araştırmalarda müziğin insanın beynin motor koordinasyonunu, işitsel algısını ve düşünce sürecini hızlandırdığını ortaya koymuşlardı. Tıpkı okumanın kavramayı geliştirdiği gibi müziğin de beyinde bazı tetiklemelere neden olduğu ve sesin kavranmasında  öncü algı yarattığı gözlemlenmişti.

Nörobilim insanları müziği etkileyici kılan faktörün ne olduğunu anlamaya çalışırken elde ettikleri bulguları, müziğin insan gelişimi, iletişim ve idrak etme kabiliyeti üzerindeki önemine dikkat çekerek sunuyorlardı ve araştırmalar, beynimizde müziğin canlanma şeklinin sadece duygusal bir oyalanma aracı olmadığını aynı zamanda hareket ve aktivite şekli olarak algılandığını gösteriyordu. Bir tenis raketini salladığınızda yada imzanızı attığınızda beynin aktif hale geçen bölgeleri, etkileyici melodiler duyduğunda da hareketleniyordu. İnsanal zeka türlerini inceleyen bilim insanları, ‘işitsel zeka’ olarak adlandırılan ritmik zekanın insanda daha hızlı geliştiğini, müziksel eğilimin beynin uzaysal-zamansal muhakemeden sorumlu bölümlerini yöneten alanlarında algılandığnı, müziksel davranışın zeka ile birleştiğinde ise nörolojik sistemin evrenini geliştirme yetisine sahip olduğu görüşünü öne sürüyorlardı. Örneğin müziğin dinlemeye katılmamak gibi göreceli olarak edilgen durumlarda bile müziğe maruz kalmak herhangi bir motivasyon değerine katkıda bulunuyordu. Ayrıca müzik öğrenimine katılan yada müzikle zenginleştirilen ortamlarda yaşayan çocukların katılmayanlar oranla daha fazla konsantrasyon içinde oldukları gözlemlenmişti. Bilişsel becerilerle ilgili yapılmış bir başka göreceli deneyde ise, 6 aylık dönem için 7 yaşındaki 2 çocuk gurubundan birine piyano, diğerine bilgisayar dersleri verilmiş, günün belirli saatlerinde ilgilenecekleri test için her 2 gruba IQ testleri yapılmış ve piyano dersi alan grupta deneyden önce kaydedilen  arasında %14’lük ileri performans kaydedilmişti. Bu çarpıcı sonuç, California Wisconsin Üniversitesi nöroloji uzmanlarınca, farklı sosyo-ekonomik sınıflardan 78 çocuk üzerinde yeniden denendi çıkan sonuç şu cümle ile ifade edilmişti, “müzik nörolojik sistemin evrenini geliştirebilir”.

Teorisyen Lawrence Grossberg, uzun yıllar müzik dinleyicisi ile ilgili ampirik araştırmalar yapmış, zaman içinde müziğin bazı derin teorik yansımalar içinde olduğunu ifade etmiş, müziğin değişen tercihleri belirleme gücüne dikkat çekmişti. ‘93 yılında USA Today gazetesinde yayınlanan “Mozart‘ın Müzikleri Zekayı Geliştiriyor” haberi ise sansasyonla sonuçlanmıştı. Bu araştırmaya göre, California Üniversitesi’nin Irvine’deki Öğrenme ve Hafıza Nörobiyoloji Merkezi bilim insanları bazı müziklerle zeka düzeyi arasında bir ilişki olduğunu dair bir tez ortaya atmışlardı. Bu araştırmada 36 üniversite öğrencisi, IQ. testinin sağ beyin yeteneklerini ölçen sorularıyla test edilmiş, testten sonra öğrencilere 10 dakika boyunca Mozart’ın Re Majör, K 448 iki Piyanoluk Sonatı dinletilmişti. Öğrenciler hemen sonra tekrar test edildiklerinde, IQ. skorlarının önceki değerlere yükseltmiş olduğu gözlenmişti.  ‘Mozart Etkilleri” terimini ortaya atan Dr. Alfred Tomatis, konuyu bir araştırmasında kullanılmıştı ama Amerikalı yazar ve müzik araştırmacısı Don Campbell tarafından konu yanlış aktarılmıştı. Dr. Tomatis’in Mozart müziklerinin zekayı arttırdığı ile ilgili bir iddiası yoktur ama ses ve kulak ilişkisi üzerine ilgili önemli tezleri vardı. Tomatis, müziğin insanın beyinsel faaliyetlerini yaşarken olumlu bir etki bıraktığı, iletişimi güçlendirdiği, duyguları özgürce ifade ettiği söyleniyordu ama müziğin zekayı geliştirdiği gibi bir saptama henüz sonuçları tamamlanmamış bir saptamaydı.

RÖPORTAJ

Brain Function In MusicMüziğin Beyinsel İşlevi

Ph.D. Irvine California Üniversitesi/Professor of Neurobiology and Behavior Norman M. Weinberger/By Nancy K. Dess, Published/ 2000

Tüm insan dilleri sözlü veya yazılı belirli bir kelimeden yada kelimeyi ifade eden şekilden oluşmaktadır. Soyut olarak müzikal yapı, beynin ‘dil’ alanında işlenir ve zamansal tutarlılık için olası bir rol üstlenmiş olur. İnsanlardaki müzikal algı manyetik beyin görüntüleme cihazı ile nöroanatomik bilimi ilişkilendirilerek incelenmiştir ve yıllar içinde müziğin özniteliklerini kapsayan göreceli deneyler yapılmış, söz konusu tezlerden müziğin zamansal tutarlılığı üzerinde durulmuş, müzik dinleme sırasında oluşan etkinleşme işaretlenmişti. Bu araştırmadan önceki çalışmalarda dilsel uyaranlar aktivasyon sırasında bilateral (çift taraflı) bir etki bekliyordu ama bu  incelemede orbitalis (göz çukuru ile ilgili) bölgesinin de konuya dahil olduğu ve müziğin temporal bileşenlerinin beynin sol hemisfer bölümünde  işlendiğini, sağ hemi-alanında ise bu sesleri işlemeye eğimli bileşenlerin olduğunu farkedilmişti. Yapılan deneylerde katılımcıların klasik müzik dinlerken beyinsel verileri incelendiğinde, farklı seviyelerde verilen şifreli sürümlerle müziğin psikoakustik özellikleri bulunmaya çalışılmış, perde, ses yüksekliği ve tını gibi nitelikleri ile dilin semantik yapısı birarada ele alınmıştı. İlk saptama, dilsel yapının zaman içinde evrim geçirerek şeçili hiçbirşeyi algılamaksızın otomatik olarak beyinsel faaliyetlerine devam ettiği idi. Müzikal bir sinyal, perde, ses yüksekliği, tını ile zamansal ve mekansal tutarlılıklara denk geldiğinde müziğin özniteliklerinden olan ritim, tempo ve kontur unsurlarının zamana bağlı olmadığı anlaşılmış, işitme sisteminde bu unsurlarının akustik olarak algılamadığı ortaya çıkmıştı. Vücudumuz müziği algıladığında bazen, büyük ve boş bir kavanoz, bazen tüm titreşimleri iliklerine kadar hisseden bir tınlatıcı oluyor bu da karmaşık bir dizi yapı varediyordu. Müziğin hafıza ve öğrenme sürecini nasıl geliştirdiği ise birçok farklı sonucu ortaya çıkaran veriler sunmuştu.

California Üniversitesi Nörobiyoloji ve Davranış Profesörü, Norman M. Weinberger ile beyin fonksiyonlarında müziğin rolü üzerine Nancy K. Dess’in söyleşisi.

Nancy K. Dess: Müzik genlerimizde mi var?

Norman M. Weinberger: Müzik bizim biyolojik mirasımızın bir parçası gibi görünüyor, her kültürde var bu inkar edilemez. Örneğin anneler bebeklerine her yerde şarkı söylerler ve bebeklerin mükemmel müzik yetenekleri vardır ama müziği biliyor olma fikri elbette sadece bebeklerdeki bu öğrenmesi ile izah edilemez.

NKD: Bu süreç beynimizde mi gelişiyor?

NMW: Müzik anlamında değilse de, beyin belirli bir yığın halindedir, komplektir, karmaşıktır. Müzik pek çok elementin biraraya  getirir. Örneğin, denek fare kobaylarında dil melodiye daha fazla yanıt verir.

NKD: Müzik deneyimi beyinde mi şekil alıyor?
NMW: Öyle görünüyor. Örneğin, bir müzikal deneyimde kortikal (kabuksal) sol taraf, sağa göre 2-5 basamak daha fazla çalışıyor.

NKD: Beynin karmaşık yapıısndan yola çıkarak düşündüğümüzde zorlu bir çalışma alanını mıdır müzik?

NMW: Bir rota ile başlamak gerekir. Örneğin, müzik algısının temel bir yönü vardır, farklı anahtarlar bir melodinin tanınmasını sağlar ve her notanın anlamı kendi bağlamı içindeki ölçüye bağlıdır. Bir çalışmada, biz aynı orta ton ile üç basit melodiyi hayvanlar üzerinde denedik ve hemen hemen her nöronun farklı bağlamlarda bu orta sese farklı cevalar verdiklerini gördük. Bu tür bir araştırma kültüre özgü tercihlerde derin evrimsel köklere bakmamıza ve müzikal süreçlerde hayatın görünen farklılıklarını bulmamıza yardımcı olacağını düşündürdü. Müzikte de beynin karmaşıklığı gibi komplike bir yapı vardır diyebiliriz.

NKD: Ses örnekleri doğuştan mı biliniyor yoksa öğreniliyor mu?

NMW: Nöronlar bazı seslere öncelik verirler. Bir zil sesi önemli hale geldiğinde hücrelerin yanıt verme fonksiyonlarında da değişiklik olur. Bu “yüksek” bir beyin fonksiyonu değildir ama bu bulgu bize beynin kendi organizasyonu içinde duyu sistemlerini geliştirdiği hakkında önemli bir görüş açısı sunar.

NKD: Müziğin beyin üzerinde uzun vadeli etkisi bir var mı?

NMW: Evet, ama sadece zaman ve pratik meselesi. Dil becerileri, akıl yürütme ve yaratıcılık da olmalı elbette. Kanıtlar, uzun vadeli müzikal katılımın bilişsel duyuları geliştirdiği ve sosyal uyumu arttırdığı yönünde. Müzik, farklı beyin sistemleri aktive eden beyin egzersizi adeta. Bir enstrüman çalmak veya şarkı söylemek birçok sembol yorum içerebilir, günümüzde müzik terapilerin yararını bilmeyen yoktur.

NKD: Müzik dinlemek gerçekten beyni etkiliyor mu?

NMW: Birkaç yıl önce, “Mozart Etkisi” adlı bir rapor yayınlandı.  10 dakika Mozart dinleyen üniversite öğrencileri arasında mekânsal-zamansal testlerle, örnek eşleştirme yaptılar.  Eşleştirme desen/renk çalışmasıyla yapıldı, öğrencilerin mekânsal-zamansal testlerde daha iyi performans gösterdiklerini ortaya konuldu. Fakat çocuklar bu ortamdan ayrıldıktan 10 dakika sonra akıllarında bir bulgu kalmadığını söylediler. Etkisi sadece birkaç dakika sürmüştü, çünkü bulgu olarak merak uyandırıcı, pratik etkileri var gibi görünmüyordu. Evet müzik nörolojik sistemin evrenini geliştirebilir ama kişi de o evrende bulunmalıdır. Müzik beyni etkiliyor mu? Siz yanıt verin.