Mutsuzum,Mutsuzsun Mutsuz

IMG_7935IMG_7936

Sokakta dolaşırken,yolda yürüyenlerin,cafe ve restaurantlarda oturanların yüzlerine bakıyorum.Yüzler gülmüyor nedense.Hep bir mutsuzluk ifadesi.Kime derdimizi anlatmaya çalışsak,bir bakıyoruz ki biz dert dinler olmuşuz.

Peki öyleyse neden mutsuzuz?

Aslına bakacak olursanız,Memleketimizde son yıllarda yaşanan,yüreğimizi dağlayan şehit haberleri,terör olayları,her televizyonu açışımızda karşımıza çıkan cinayet,şiddet olayları,gazete sayfalarında gördüğümüz birbirinden iç karartıcı fotoğraflar ve haberler,dost meclislerinde konuşulan memleket meseleleri,ve bu tür kalbimizi acıtan olaylar güzel şeyler konuşmamızı,düşünmemizi engelliyor büyük oranda.Gelecekten kaygı duyuyoruz.Geçim sıkıntısı,işsizlik,dert üstüne dert bindiriyor.Bütün bunların yanında,hayatta olağan akışı içersinde devam ediyor.Toplantılar,yemekler,sinema,konserler,seyahatler,sportif aktivitelere katılıyoruz.Anlık mutluluklara kapılıyoruz,espriler yapıyoruz,şakalaşıyoruz.Mutlu olma isteğimizi içimizde barındırıyoruz ama yine de mutsuzuz..

Eskilere,dedelerimiz zamanına dönüp bir baktığımızda,teknolojinin bu kadar ilerleyip,hayatımızı kolaylaştırmadığı,tabiatın bozulmadığı,yüksek katlı evlerle bina kirliliğinin olmadığı devirlerde,  yokluklar içinde ne kadar mutlu olduklarını görüyoruz.Doğru düzgün banyonun ve mutfağın olmadığı bir iki odalı evlerde,dededen toruna maaile içiçe yaşıyordu.Şimdi ise evler ayrıldı.O küçücük evlerde,mutlu mesut,huzur ve refah içinde yaşayan aileler de kendi evlerine çekildiler.Belki daha geniş,rahat evlere yerleştiler ama eski mutluluk,huzur ve refahtan çoğu kez eser yok.O dönemlerde komşuculuk vardı.İnsanlar birbirlerine sık sık gider gelirlerdi.Evde bir şey eksik olduğunda,hemen komşuya gidilip istenirdi.Yemekler yapıldığında paylaşılırdı.Şimdi ise  yüksek katlı binalarda oturup ta birbirini tanımayan,selam dahi vermeyen,karşılaşmamak için yolunu değiştiren,ha var ha yok insanlar dolu hayatlar yaşanıyor.Ölsek kalsak kimsenin umrumda olmayacak.Ruhsuz  kimliklerle dolu her yer..komşuluk bağları kalmadığı gibi akrabalık bağları da eskisi gibi kuvvetli değil.Eskiden azla doyulur,bir lokma ekmek bölüşülür,doyulunca şükredilirdi.Günümüzde sofraların bile bereketi gitti,bolluk olsa da.Hele o bayram zamanları yok muydu? Anne babalar,çocuklarını sevindirmek için zor şartlarda bayramlık kıyafetler alır,çocuklarda o hediyelerini bayram sabahına kadar heyecanla yastıklarının altında saklayarak beklerdi.Bayram sofralarına maaile oturulur,muhabbetle yemeklerini yerlerdi.Şimdi ise Bayram dendiğinde insanlar Aile,akraba,eş dost ziyaretlerinden kaçıyor,tatil planları yapıyor.O dönemlerde okuyacak kitap bile bulunamazdı doğru dürüst.Işık yoktu.Şimdi ki gibi çeşit çeşit kalemikağıt yoktu.Ama insanlar okuyup yazıyordu.Günümüzde kitaptan,kağıttan,kalemden bol bir şey yok.Ama okuyan insan az,yazan insan az.en önemlisi anlayabilen insan az.Geçim derdi,yokluk yokmuy du,vardı ama soğan ekmek bile yenilse insanlar mutlu olurdu.Bir çanaktan,çala kaşık sevgiyle yemekler yenirdi.Çay bahçelerine gidilir,piknikler yapılır ve çok eğlenilirdi.Çocuklar da çok mutluydu.Şimdi ki gibi,doğar doğmaz doktor kontrülünde,aşıyla,hazır mamayla,hazır çocuk bezleriyle,bakıcılarla büyütülmüyordu.Çocuklar kendi oyuncaklarını kendileri yapıyordu çoğu zaman.Çeşit çeşit oyuncaklar,marka düşkünlükleri yoktu.Eskinin insanları doktora bile gitmiyordu.Şimdi ise hastanelerden çıkamıyoruz.Hastalıklar arttı.Peynir ekmek gibi ilaç tüketiyoruz.Eskiden para çok yoktu belki ama bu kadar da dert yoktu.Ulaşıma baktığımızda etrafta doğru düzgün araba yoktu.İnsanlar çoğunlukla yürüyerek gidip gelirlerdi her yere.Mutsuzuz.Betonların arasında büyüyoruz.Çok azkişi toprakla oynarak büyüme şansını elde ediyor.Ağaçların dallarına çıkıp meyva koparıp yiyen kaç kişi var etrafımızda.Yaşıyoruz ama görmeden,farkında olmadan,sevmeyi bilmeden yaşıyoruz.Doğanın muhteşem armonisini,rengarenk çiçekleri,böcekleri,yemyeşil ağaçları,engin denizleri,gökyüzünde bulutları ve yıldızları görebilen,ruhunun ta derinlerine kadar hissedebilen kaç kişi var?Şiirler anlatıyor bu güzellikleri bizlere,resimler,kitaplar,filmler,fotoğraflar.Sevmeyi bilmeden,hayatın güzelliklerini hissetmeden yaşıyoruz.Ne yazık ki çocuklarımız da bilmeden ve hissetmeden bu teknolojik dünya içersinde büyüyecek ve bizden de mutsuz olacaklar.

Şükürsüz,doyumsuz ne mutsuz bireyler olduk.

Her yeni mutlulukta daha çok mutlu olmak istiyoruz.Belki de bu yüzden mutluluğa hasretiz.Mutlu olmamak için herhalde elimizden geleni yapıyoruz.Dolaplara sığmayan bir dolu kıyafetlerimiz,ayakkabılarımız ve çantalarımız var ama yine de başkalarının kıyafet,ayakkabı ve çantasına özenmekten kendimizi alamıyoruz.Teknoloji o kadar hayatımızı kolaylaştırıp,her alana girmiş ki yorulmuyoruz,zaman kazanıyoruz.Herkesin evinde her odada nerdeyse bir televizyon,birden fazla bilgisayar var.Aile bireylerinin neredeyse hepsinin ayrı arabası var.Evlerimiz geniş,rahat ve konforlu.Çalışmayan anneler dahi çocuklarını kreşe gönderiyor.Evlenen çok,boşananlar ondan daha çok.Yaşlılar huzurevlerine gönderiliyor.Ve bunun gibi daha birçok neden..Mutsuzluk tohumlarını adeta vücudumuza ve beynimizin her zerresine yayıyoruz.Her defasında daha büyük hedefler koyuyoruz önümüze.Mutluluk burdadır diye belki hep saldırıyoruz.Daha çok para,daha çok kariyer,daha çok aşk,hep daha fazla..Seviyoruz ama daha fazla sevilmek istiyoruz.Bir kaçış yolu,bir kurtuluş yolu arıyoruz.Birleşmiş Milletler’in her yıl yayınladığı Dünya Mutluluk endeksinde,Türkiye,158  Ülke içinde Dünya’da 76.sırada.Kişi başına düşen GSMH,sağlıklı ömür beklentisi,yoksulluk düzeyi ve özgürlükler gibi verilere dayanılarak hazırlanan bu endekste en mutlu Ülke ise İsviçre.Onu az bir farkla İzlanda,Danimarka,Norveç ve Kanada izliyor.en mutsuz ülke hangisiymiş dediğinizi duyar gibiyim J Hemen bu nerakınızı gideriyorum.Togo,Brundi,Suriye,Benin ve Ruanda’ymış..

Vücudumuz mutsuz olduğumuzda malatonin,mutlu olduğumuzda seratonin hormonu salgılar.

Mutsuz olduğumuzda bedenimiz kaskatı kesilir.Avuçlar ve dişler kenetlenir,solunum daralır.Vucut panikler,zihnimiz dağılır.Tam tersine mutlu olduğumuzda ise rahatlarız.Huzur ve ferahlık hissederiz.Yapılan araştırmalar,iyimserlik duygusunun,mutluluğun önşartı olduğunu ortaya koymuş.Şükür duygusu da mutlu olmamnızda etken.Hayata pozitif bakmak ve olumlu düşünmek de keza öyle.Hayal kuran,ümit eden insanlar daha kolay mutlu olabilirken,gerilim,kıskançlık,hırs ve başkalarının mutsuzluğu kişiyi daha kolay mutsuz edebiliyor.Kişi kendini sürekli huzursuzikaygılıhuzursuz ve olumsuz duygular içersinde hissederse,mutsuz olur.Böyle bir ruh haki yaşandığında,derin derin nefes almanın,duyguları kontrol ederek rahatlamaya çalışmanın büyük faydası olacaktır.

Türkiye’de antidepresan kullanımı son dört yılda %75 arttı.

Artan antidepresan kullanımının nedenlerine baktığımızda mutsuzluk ve beraberinde getirdiği depresyon olduğunu görüyoruz.İki yaşındaki çocukta bile depresyon var.İnanması zor ama gerçek.Kadınlar,kayınvalide ve değer görememe yüzünden erkeklerden üç kat daha fazla depresyona giriyor.Özgür değil,baskı altında.Ardından ekonomik sebepler geliyor.Bir diğer neden de eğitimsizlik.Kişi karşılaştığı sorunla başa çıkabilecek güçte hissetmiyor ve yeterli görmüyor kendini.Beraberinde de bu nedenler,depresif duygu taşımayı getiriyor.Karamsarlık,isteksizlik,Enerji düşüklüğü,Hayata bağlanmada isteksizlik,halsizlik,endişe ve kaygı.100 kişiden ikisi hayatı boyunca en az bir kez depresyon geçiriyor.Şizofreni her 100 kişiden birinde görülüyor.Daha da 140 çeşit psikolojik rahatsız var geriden gelen.Yuvarlak bir hesap yaptığımızda,Türk toplumunun %25’lik bir kesiminin tedaviye muhtaç olduğunu görüyoruz.Bilinçaltımızda karamsarlık hakim.

An’ın değerini bilmiyoruz.

Mutluluğu nedense hep uzaklarda arıyoruz.Dinlemeyi bilmiyoruz ve önyargılıyız.Menfaate dayalı ilişkiler tercih ediyoruz.Dostluklara değer vermiyoruz.Asıl görmemiz gerekenleri teğet geçiyor,görmek istediklerimize odaklanıyoruz.Sevdiğimiz insanlara sevdiğimizi hissettirmiyor,manevi değerlerimize gereken önemi vermekten kaçınıyor,işimizi ve maddiyatı önemsiyoruz.Hayat iniş çıkışlarıyla devam eden bir süreç elbette.Herzaman herşeyin olumlu gitmesi sözkonusu olmayabilir.ama bu haliyle belki daha keyiflidir.Yapmak istediklerimizle ilgili hedef belirlememize rağmen çabık sıkılıyor,yarıda bırakıyor,hedefe ulaşıncaya kadar çaba sarfetmiyoruz.Çocukken kurduğumuz hayallerin peşinden gitmekten vazgeçtik.Düşünce ve anlamdarma gücümüzü yeterince kullanmıyoruz.Hazır bize sunulanları kabul ediyor,başka yollar bulmaya çalışmıyor,yeniliklere kendimizi kapatıyoruz.İletişim yerine iletişimsizliği tercih eden,insan olmanın o muhteşem gücünü kullanmaktan kaçınan,kendi mucizesinin farkında olmayan bir toplum olduk maalesef.

Mutluluk nedir?

Yenilir mi? İçilir mi? Uzansak dokunabilir miyiz? Mutluluğun resmini çizebilir miyiz?Yoksa eski bir masaldan mı ibaret mutluluk?Hatıralarımızda mı,hikayelerde mi,filmlerde mi,şarkılarda mı kaldı?Mutlu olmak elimizde aslında.Uğrunda çaba gösterirsek bize gelecektir. Ona dört elle sarılmalıyız. Şükretmeyi bilmeliyiz.Sahip olduklarımızın,elimizdekilerin,sevdiklerimizin,sağlığımızın,hayatın bize sunulan en büyük armağan olduğunun,yaşamanın,sağlıkla nefes almanın ne büyük bir nimet olduğunun farkında olmasını ve değerini bilmemiz gerekiyor.Yaşadığımız dünyada annesi babası olmayan onlarca insan var.Evi olmayan,sıcak yatağında yatamayan,sokaklarda barınmaya çalışan onlarca insan var.Siz karnınızı doyururken,bir lokma ekmeğe muhtaç onlarca insan var…Siz çeşit çeşit kıyafetler giyip,çoğu zaman da beğenmez ve yetinmezken,üstü başık yırtık kıyafetler içinde dolaşan,kısacası sizin yerinizde olmak isteyen,sizin yaşadığınız hayatı yaşamak isteyen onlarca insan var. Son dönemlerde Suriye’den savaştan korkup kaçıp gelen bir dolu insan görüyoruz sokaklarda..Halimize bin kez şükretmemiz gerekiyor gerçektende..Eninde sonunda öleceğiz..Hayattaki tek gerçek bu.Ama yaşarken de olabildiğince anın keyfini çıkartarak yaşamaya çalışalım.Hayata bakarken farkında olarak,hissederek bakmaya gayret edelim.Kafamızı karıştıran,çevremizle aramıza görünmez duvarlar ören korku,kaygı ve endişelerimize kapılarımızı kapatalım.Bizi esir almasına izin vermeyelim.Dünleri geride bırakalın.Üstüne bir çizip atıp yaşadığımız anın tadına vararak,mutluluğu keşfe çıkalım.Zihnimizi arındıralım ki biz de arınalım.Beklentisizce vermeyi bilelim..Sevmeyi bilelim.Mış gibi yaparak değil,ucundan köşesinden tutarak değil cesaretle,sevgiyle,yüreğimizi açarak gerekirse canımızın yanması pahasına,hata bile yapsak dahi mutluluğa giden yolda sevgiyle,pozitif enerji ve olumlu düşünceyle yürümeye devam edelim.

Mevlana’nın çok sevdiğim bir görüşüyle bu ay ki köşe yazımı noktalamak istiyorum.Sizlere mutluluğa giden yolda ışık tutması ve yol göstermesi açısından.

Kalp sırrına erenler,ne yaparlar bilir misin?’’Kızmazlar..Küsmezler..Kırmazlar..Kırılmazlar’’Herşeyde bir güzellik bulurlar.Hiçbirşeyi insanoğlundan bilmezler.Rabbinden bilirler.Herşeyi ondan umup beklerler.Ve Susarlar..Susarak konuşurlar.

Hz.Mevlana

Yolunuz Mutluluk yolu olsun her daim..


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s